*Okuma Günlüğü 1 : İki Otobiyografik Kitap.

Yazıya konu olacak iki kitaba da aynı anda başladım sayılır.

Henüz bitirmedim ama içlerine girdikçe yazma isteğim çoğaldı ve onu durduramadım.

Seviyorum, biyografik - otobiyografik çalışmaları..

Otobiyografiyi daha çok ama.. 

Sanatçı olur, sporcu olur, başarılı veyahut başarısız herhangi biri, fark etmez.

Birinin eline kalemi alıp kendini anlatmaya başlaması, tüm roman, hikâye, şiir denemelerinden daha tehlikeli geliyor bana.

Metindeki yalan, kendine yontma, kendini haklı çıkarma, söz hakkı verilmemiş kişiler hakkında yorum yapma oranı cezbediyor galiba beni. Düşünsenize Pirlo çıkıyor, Fatih Terim hakkında bir cümle yazıyor otobiyografisinde ve biz onu yıllarca konuşuyoruz, referans kabul ediyoruz. Fatih Terim açısından bakalım, cevap verse dert vermese ayrı dert..

Üçüncü şahsın çaresizliğini seviyorum.

Durun yazıya başladım kitapların ne olduğunu açıklamadım.

İlki İlhan Mimaroğlu'nun "Geldim Gördüm Geçtim Gittim" isimli otobiyografisi..

Alışılageldik otobiyografilerden çok farklı, hiçbir kronolojik sıra yok -harika!

Başlıklara atılmış tarih yok, annem şu tarihte şurada doğdu, ben şu tarihte şuradaydım safsataları da yok. Bazen çocukluktayız, bazen güncelde, bazen kendimizi Menderes'e edilen serzenişleri okurken ya da LGBT'nin saçmalığından bahsedilirken buluyoruz, bazen Manhattan'daki caz partilerinde, bazen minik İlhan Moda'dan denize giriyor, sonra bir bakıyoruz Kerem Görsev, yetişkin İlhan Mimaroğlu'na albüm imzalatıyor.

Daha yarısına bile gelmedim kitabın ama bu belirsizlik, yer yer sertleşen kaygan üslup, müzik, bu doğallık, bu canı ne istiyorsa onu yapma tavrı çoktan hoşuma gitti.

Babamın zamanında televizyonda beraber Erkin Koray konseri izlerken kurduğu bir cümle vardı, İlhan Mimaroğlu için de geçerli bence, bkz. "-Ben böyle uç adamları seviyorum ya!"

Aynen öyle!

İkincisi Enis Batur'un Pasaport Damgaları..

Bu kitap bir otobiyografiden ziyade isminden de anlaşılacağı gibi bir gezi yazısı aslında, hatta gezi ansiklopedisi..

Şehr'enis'i okumuştum geçen mayıs ayında, kütüohanede, tek seferde..

Çok beğenmiştim.

Buna da yüksek beklentiyle başladım. Şehr'enis kısaydı, ama bu kitap altı yüz küsür sayfa.. Biraz zaman alacak ama şikayetçi değilim.

Enis Batur'un karaladığı her şeyi okurum!

Şimdi gezi yazılarını ikiye ayırmak gerekiyor. Tabii kabaca..

"Tekinsiz geziler - Güvenli geziler"

Mesela yine bu sene okuduğum Che Guevara'nın yazdığı "Motosiklet Günlükleri" tam anlamıyla bir tekinsiz gezi kitabı.. Che ve bir arkadaşı motorla başlarlar geziye, yanlış hatırlamıyorsam Bolivya'dan aşağıya inip, Latin Amerika'nın büyük bir kısmını turlayıp, Kolombiya'da feneri söndürecekleri bir yolculuğa çıkarlar.. Herhangi bir plan yoktur. Rüzgâr, yol, şartlar, tehlikeler onları nereye savurursa oraya giderler..

Ama yüksek lisansın ilk senesi okuduğum Şavkar Altınel'in yazdığı "Güneydeki Ülke" de tam anlamıyla bir güvenli gezi kitabı.. Kitabın ilk cümlesi "Air France'ın yer hostesi.." diye başlıyor. Uçak, havalimanları, pasaport, taksiler, oteller, iyi yemekler, temiz yataklar, şehir rehberleri, el kitapları.. Her şey planlı, her şey programlı..


İkisinin de ayrı tadı var. Ayrım yapmıyorum.

Ancak Enis Batur'un gezi kitapları ikinci kategoriye dahil..

Çok dikkatli okumanız gerekiyor. İsmi geçen her müzeyi, her sokağı her detayı not etmeniz gerekiyor belki.. Metin bir referans şelalesi halinde gözlerinizden akıyor.

Bu kadar referansa rağmen didaktiklik.. Hiç yok! En güzel detay bu oluyor belki de..

Hazmedilmiş bilgi, hazmedilmiş kültür, satır aralarında patlayan şiir ve aşk..

Kısaca Enis Batur iyi ki var!

*

Ben okumaya geri dönüyorum.

Size de iyi okumalar..

Yorumlar